« Önceki | Sonraki »

2/12/2008

KRIZ Mİ??? ….FIRSAT MI???.....

Artık 2008 yılının son çeyreğini tamamlamaya başladığımız şu günlerde umutla 2009 a ve turizm sektörüne bakışımızın ne olması gerektiğini kendi adımıza sorgulama zamanımız geldi de geçiyor.

Çok derin bir krizin içinden geçerken bunun  fırsat olduğunu söyleyenlerin reel sektör ve tarım sektörü maliyet endeksini baz almadan boş konuştuklarını  net olarak ifade edebilirim.

 

Şimdiden hazırlıklarını yaptığımız 2009 yılı için ne yapmalı? Neleri  yapmamalı? konusunu bu günden bu sektörde yönetici ve yatırımcı konumunda olan herkesin bu günden itibaren ivedi olarak düşünmesi gerekir.

 

Yapmamız gerekenlerden başlar isek ….Kuşkusuz öncelik şu dönemde hazırlanmaya başlanan  bütçelerin yapısı ele alınırken  herkesin hayal den öte gerçekçi bütçeler hazırlaması gerekiyor.

 

Bütçe önceliğinde yapılması gereken en önemli noktanın artık ne zaman biteceği belli olmayan ekonomik krize göre bütçenin hazırlanması gerektiği …

 

Ben biliyorum ki bir çok otel yöneticisi ve patronu kökeni muhasebeci bile olmayan finansçılar ile hayali bütçeler oluşturarak daha doğrusu bütçe yapmayı bilmediklerinden kaynaklanan sebepleri göz önüne almayarak bakkal hesabı kara hesap misali,Seneye bu kadar kazanırız yorumları yaparak her sene bir nebzede olsa günü kurtardılar.Fakat kazın ayağı artık öyle değil …Yöneticilerin günlük forecast takibi yaparak bu işi becerebilme ihtimalleri yok.Zaten profosyonel kisvesi altında çoğunluğun amatörlerden oluştuğu yönetici klasmanında uzun yıllardan beri ikbali yağcılıkta arayanların köşe başlarını tuttuğu turizm için artık profosyonellerin ve kurumsallaşabilenlerin gerçekten krizi az zararla atlatacakları günlere geldik.

 

Yine bütçe yapılırken gıda fiyatlarında oluşabilecek olan artışları revize edilebilir derecede tahmin edebilmek gerekiyor.

 

Ayrıca personel bütçelerinde çok adam çalıştırmak yerine az adam ama mesai v.s  dikkatle takip edilerek maliyetin insan kaynakları açısından bir nebze olsun hafifletilmesi gerektiği açık ve nettir.

 

Burada bazı departmanlarda olmazsa olmayacak personellerden vazgeçmek 2009 senesi için artık zaruret haline gelmiştir.Yani nasıl derseniz artık yönetici sekreteri yerine kendi işini yapan yöneticilere ihtiyaç vardır.Basit bir örnek olarak verilebilir.

 

Bu krizde bütçe yapılırken Pazar olan ülkelerin ekonomik trendlerini dikkate değer almayan yönetici sezon sonunu göremez.Hani efendim kriz var safsatasına kimse inanmayı beklemesin.Kaptan fırtınalı havada belli olur.Sırça köşklerde değil.

 

Ücretler de yapılacak olan artışlar otelin karlılığının arttığı dönem göre baz alınarak bir grafik misali para kazanıldığı zaman yüksek ücret.Kar marjı düştüğü zaman ücrette gerileme gibi grafiksel fonksiyonlar göz önüne alınarak bir ödeme bütçesi yapılması zorunludur.Yani bir grafik trendi üzerinde hareket edecek şekilde ücret yapılanması önümüzde ki dönemde zaruret teşkil etmektedir.

 

Bütçede hiç kuşkusuz en önemli gelir kalemi olan konaklama kalemi için doluluk oranlarının gerçekleşme ihtimali artık Londra fuarından sonra ayyuka çıkarken neticelerin acı sonuçlar doğurmaması adına garanti,tek yetkili v.s  benzeri yıllardır “Benim x acenteden aldığım çeke banka direk para ödüyor” diyerek iş yapan arkadaşlarımızın vasıfları hususu bu dönem iyiden iyiye açığa çıkacaktır.Bu yüzden pazarlarda oluşacak olan daralmaya karşı kaldı ki bu rakamın % 50 gibi bir azalma yaratacağı söz konusu iken

 

Yeni Pazar bulabilme riski elbette sevgili meslektaşlarıma kalıyor.Aslında burada söyleyecek olduğumu kendime saklıyorum.Malum bende aynı geminin içerisinde riskler alan bir kişi olarak aslında pazarlama stratejisinin temelden değişmesi gerektiğine olan inancımda ki sonsuzluk bu ekonomik kriz sayesinde yıllardır olmayanın ilahi adalet ile bu şansı yakalamış olmasıdır.

 

Turizm sektörü krizden hiçbir zaman çıkmadı.Aslında hep krizin içinde olan sektörümüz istihdam açısından da krizi bir türlü bertaraf edememiştir.

 

Niye sadece Üretim sektörü etkilenmiş gibi haberler yapılırken Turizm sektöründe dip yapan istihdam ve doluluklar dillendirilmiyor???

 

 

Son günlerde orada fabrika kapandı,burada tekstil battı adı altında yapılan haberlere rağmen aslında istihdam açısından en büyük kaybı yaşayan turizm sektöründen ne basın,ne duayen,ne sektör temsilcisi,nede yönetici hiç kimsenin ağzını bıçak açmıyor.Hayrola bütün sektörler batarken Turizm sektörü göğemi eriyor.Şu anda esnaf yanında çalışanlar dahil olmak üzere Oteller ve acenteleri içine alan istihdam yapılanmasında Beş yüz binlerin üzerinde insan ki bu rakamın içerisinde yönetici olanlar dahil olmak üzere işini kaybetmiş olan bu sektörün emekçileri;hiçbir görsel TV proğramında veya yazılı basında Sektör temsilcileri tarafından dillendirilmiyor.

 

Hey dostlar haberlerde kapanan fabrikaların satış gücünü bizler turizm sektörü desteklerken bizden niye ses yok.O zaman durum çok mu iyide biz bilmiyoruz….

 

Bundan iki ay  önce ne demiştik!Boş konuşmalar ile geçen günlerin sonunda otellerimizin kapısına kilit vurmak zorunda kalmayalım.O gün bizi suçlayanlar bu gün sektörün % 90 ı kapanmış olan tesisleri konusunda acaba ne düşünürler.Tabi ki hiçbir şey …Bu işler öyle bol keseden atmakla olmuyor.Bu işler ciddiyet gerektiriyor.Amatörlük değil profosyonellik gerektiriyor.Onun için 2009 yılı bütçeleri yapılırken kriz bizim için fırsat olabilir derken bir kere değil iki kere düşünelim.Acaba bu kriz fırsat olarak Pazar ülkelerin iç turizm hareketliliği adına bir artış getirerek fırsat olmasın .Veya  Birlik ülkeleri içinde bir turizm hareketini pekiştirerek fırsat olmasın.İnsan bu demeçleri duyunca her şey dahil sistem İspanya da yok mu? Yunanistan bu sistemi kullanmıyor mu? Veya Hırvatistan.Bulgaristan bu sisteme kısa sürede entegre olamaz mı ? Ama bu taraftan bakamayan tuzu kurular var içimizde.

 

Bakın dostlar “Şapa oturma “ diye bir deyim var.Bu söylemlerle geçen sene yapılan hata oranını düşürmeğe çalışmamız gerekirken hani derler ya “Konuştukça batıyoruz.”Batıyoruz hem de konuşarak ..Ya doğruyu söyleyelim yada susalım.Bu kriz böyle pembe tablolar çizerek masallar ülkesindeymiş gibi bir şeyler göstererek aşılacak bir kriz değil.Çok yakın zamanda yapmış olduğum Moskova seyahatimde sokakların nasıl boşaldığını insanların nasıl fakirleştiğini gördüm.Bu yüzden beklentileri revize etmemiz gerekiyor.İç pazarda oluşan hareketi iyi hesaplamamız gerekiyor.İşte bize fırsat,Ama nasıl değerlendirerek atlatabiliriz herkes kendisi tayin edecek.Televizyonlarda konu edilmeyen bir sektörde her şey güzelse kimseye bir sözüm yok.

 

Bu günden kesin ve net olarak aktarabileceğim gerçeklik konusu ise ,Asıl krizin daha yeni yeni başladığı ve Turizm sektöründe ötelenen ödemelerin geriye dönmeyeceğini tahmin ediyorum.Bu arada en büyük pazarlardan Rusya için tahmin edebildiğim ise % 60 lara varan bir gerileme olacağı,Bunun yanında Avrupa pazarında bu rakamların üç aşağı beş yukarı gerileme bazında oluşacağını çok açık olarak ifade edebilirim.Bu açıdan 2009 için kriz yönetimini bilen herkesin ivedi yeni yapılanmalara ihtiyacı var.Tez elden ve zaman geçirmeden herkesin bir şeyler yapması gerekiyor.Bu herkes bizleriz.Başkasından medet ummak veya yardım almak adına herkesin 1930 yılı buhranını anlatan yazıları dikkate değer almasını ve o dönemde yapılanlar ile bu dönemde yapılabilecekleri çaprazlaması gerekiyor.

 

 

Bazı söylemleri duyunca hepsi bu kadar mı demek geliyor…İçimden bu kadar basite nasıl indirgenebiliyor diyorum.Ama ne diyebilirim ki?Yaşayıp göreceğiz.

 

Konuya bundan sonra da devam edeceğim.Fakat unutmadan aklıma gelen bir İngiliz atasözü belki kafamızda kurguladıklarımıza yardımcı olur.

 

 

“Hope is a good breakfast but a bad supper” Yani ne demek …”Ümit iyi bir kahvaltıdır, ama iyi bir akşam yemeği değildir” Boşa ümit dağıtmak ve ses çıkartmamak sonunda daha büyük yıkımlara sebep olur.Gün gelmeden herkesin dikkat etmesi temennisi ve dileği ile ;..

 

Saygılarımla ;

 

Hüseyin Hakkı Kahveci

h.kahveci@yahoo.com

 

 

20/11/2008

DOĞAL OLARAK KAZ-IKLAR

Bu aslında malumun ilanı ;Doğal olarak kaz olan bizler bir de doğal olarak gaza gelen yine bizler ;

 

Yani insan demeden edemiyor.Bu ülkede iktidar olan siyasiler neden hep milletini kaz olarak görür ve devamlı yolar diye soruyorum kendime ;

 

Avrupa ve ABD de insanlar ülkesine hizmet için çalışırlar.Bizde ise maalesef siyasi rant ve maddi rant elde etmek için çalışırlar.Tabi olarak çok partili hayat ve demokrasi adı altında hep yolunan bizler oluruz.

 

Ülkemizde doğal gazın olmaması ülke olarak doğalgaz kullanmamızı gerektirmez.Hava kirliliği adı altında oynanan oyunun sonunda keriz gibi doğalgaz kullanmak zorunda bırakıldık.Elektriğimizi doğal gaz çevirim santralleri vasıtası ile üretiyoruz.Yemeğimizi pişirirken,Isınırken,Suyumuzu ısıtırken hatta ve hatta çayımızı yaparken bile doğalgaz kullanıyoruz.Fabrikalarımız üretim yaparken doğalgaz kullanıyorlar.Peki o zaman bizde olmayan bir şeyi niçin kullanıyoruz.Yok efendim en ucuzu şeklinde reklam edilirken herhalde bu gün kaz gibi yolunacağımız aklımıza gelmemişti!!!...

 

Peki doğal gaz kullanmamız için gerekli olan yatırım yapılırken kimler rant elde etti?Bu doğalgazın kombisini,vanasını,borusunu,sayacını da biz üretmiyoruz.Ama ülkeye bu ihaneti yapanlar  bir köşede oturuyorlar.Sonra kalkıp savunma adına bizlere mart ayında doğal gazın ucuzlayacağını söylüyorlar.

 

Doğru söylüyorlar.1950 yılından itibaren hala kendisini yönetecek siyasetçiyi seçme becerisini gösteremeyen milletimiz,doğal kaz olarak daha çok yolunur.Doğal gazı yiyerek daha çok gaza geliriz.

 

Baksanıza birileri doğal olarak gaza geldi.Sonrada doğal olarak kazları yolmaya başladı…

 

Doğal olarak gaza da gelmeyelim.Kendimizi Rusya ekonomisini düzeltecek diye doğal olarak kaz gibi yoldurtmayalım.Bizim yeterli olan maden rezervlerimiz varken niye birilerinin cebine çalışalım.

 

Unutmadan başımıza birde su problemi çıkarttılar.Çeşmeden su ihtiyacını karşılayan bu millet şimdi susuzluk filmi altında evlerine damacana taşıyor.Buradan sağlanan rantın hesabını bizim sorabilme şansımız olmadığı için artık bunu da Allah sorsun diyorum.

 

Saygılarımla ;

 

Hüseyin Hakkı Kahveci / GM

 

h.kahveci@yahoo.com

 

 

6/11/2008

YAŞASIN YENİ KRAL....

DÜNYA ‘ NIN YENİ EFENDİSİ OBAMA……KRALIM SEN ÇOK YAŞA !!!!

 

Dünya nın yeni efendisi Afrikalı Obama .Bu arada yıllarca kölelik ve ticaret adı altında kolonileştirme yapan beyaz insanların yeni efendisi Obama..

 

Sizce??...Bana göre Amerikalıların Dünya için yazmış oldukları yeni bir senaryonun duvar kağıdı gibi duruyor.

 

Baksanıza Adam ben iyi bir Hristiyanım demesine rağmen ve babasının köyünde rahipler dua ederken bizim İslam dünyasında göbek adının Hüseyin olduğu falan filan ve kendisinin Müslüman olduğu yönünde söylentiler dolaşa dursun …Tam olarak bundan 120 yıl önce bu filmin farklı bir versiyonu Osmanlı İmparatorluğu için oynanmıştı.

 

Bakın nasıl olmuş!!! Alman Kralının Osmanlıya yanaşarak dost gözükmesi bizim İstanbul ve Anadolu da halk arasında Kralın aslında Müslüman olduğu ve Halife yi desteklediği şeklinde söylentiler dezenformasyon olarak içimizde olan hainler ve Alman istihbaratı tarafından ortalığa bilinçli olarak yayıldı.Sonrası  ne oldu 1.Dünya savaşında topraklarımızın hepsini ve milyonlarla ifade edilen insan kaybına uğradık.Müttefikimiz olan diğer devletler.. Almanya,Avusturya-Macaristan,Bulgaristan yenilen taraf olmalarına rağmen milimetre kare dahi toprak kaybetmeyerek bu günde olduğu gibi  o günde de dost ve müttefikimiz idiler.

 

Tabi bu konuda örnekler çoğaltılabilir.Kaptan Kusto ve İngiltere Galler Prensi örnek olarak verilebilir.İki cami ziyareti yapanı kendinden diye düşünen biz saf ve temiz Müslümanlar olarak yalanın farklı bir versiyonuna bakarken acaba Obama niye aday gösterildi sorusunu soran ve yorumlayan hiç kimse yok.Veya bu arada Obama nın kampanyasında görev yapanlar,Beyaz sarayda ve Amerikan devletinde görev alacak olan ekibi incelediğiniz takdirde Neo-Con lardan çok fazla bir farkı olmadığı açık ve net olarak bellidir.

 

Bu sadece sempati kazanılmak için ve dünyada yükselen Amerikan karşıtlığını geçici bir süre pozitife çevirmek için kurgulana bir oyundan başka bir şey değildir.

 

Sonuç hiç kimsenin beklemediği bir şekilde bu politikalar aynı hızla ABD tarafından uygulanacaktır.Bakınız iki yüz yıla yakın bir süredir mevcut ve yürürlükte olan Anayasa üzerinde oynama dahi yapılmadan sistem kendi kendine devam etmektedir.Yani koltukta oturan isterse Usame Bin Ladin olsun sistemin içinde hareket etmek yani sisteme entegre olmak zorundadır.

 

Tartışmasız olarak ABD derin devletinin dediği gibi 21.Yüzyılın tek süper gücü olarak ABD yoluna devam edecektir.Ve bu gücü kesinlikle kimse ile paylaşmayacağını son Gürcistan vakasında göstererek bu Dünya nın tek gücü benim diyerek gerek ekonomik gerekse Askeri olarak herkese beyanda bulunmuştur.

 

Sonuç olarak Obama nın gelmesi veya siyah birinin ABD başkanı olması dünya için aslında sadece portre değişikliğidir.Amerika nın hülyası ve rüyası olan Büyük Ortadoğu Projesi bundan sonrası için Obama ile devam edecektir.Hiç kimsenin bu konuda şüphe duymaması

gerekir.Birilerine sempati duyana kadar kendimize sempati duyarsak gelecek beklentilerimizi daha iyi şekillendireceğimize emin olabilirsiniz.

 

Saygılarımla ;

Hüseyin Hakkı Kahveci/GM

h.kahveci@yahoo.com

 

 

 

 

31/10/2008

FİLM HEP AYNI...

Biz Bu işi bilmiyoruz …………


"Bir şeyi bildiğin zaman, onu bildiğini göstermeye çalış. Bir şeyi bilmiyorsan, onu bilmediğini kabul et. İşte bu bilgidir." Konfüçyüs .

Çinli filozof böyle demiş ……Yıllar once ,O günden bu güne değişen ne???Dünya değişirken biz bu değişime ayak uydurabildik mi ?...

1980 li yıllar dün gibi hatırlıyorum.O günlerde rüzgarı yakalamış olan Anavatan Partisi rüzgarı yelken gibi arkasına almış mutluluk şarkıları söyleyen ülkem insanı 1984 yılında başlayan terör olayları ile taki 20.yüzyılın sonuna kadar yüzleşmek zorunda kalmıştık.Kalkışma provaları nın Kan ve Barut kokusunun iyiden iyiye havaya sindiği anda Teröristbaşı yakalanarak ebedi istiratgahına gidince ülke olarak hep beraber rahatladık , ve bu iş bitti demiştik ki…..
21.Yüzyılın başında tekrar başka bir parti siyasi rüzgarı yakalayarak yelkenler fora diyerek siyaset sahnesine girdi.Fakat Ulu önderin dediği gibi “Tarih hiç bir zaman jest yapmaz” ve Milli şairimizin dediği gibi “Tarih tekrar etmez ,Tekerrür eder.Çünkü insanlar tarihten ders almazlar.”

Döndük yolun başına onca kaybedilen insan ve para kaybı hepsi bir tarafa darken 1992 yılında Terörün farklı bir sürece girdiği kepenk kapatma eylemlerine yüz be yüz şahit olmağa başladık.Aynı olaylar tekerrür ediyor .Dikkat ettiyseniz tarih jest yapmıyor.Bunca teröristi Ovada siyaset altında dağdan indirme filmini yazıp siyasi erklerin önüne koyarak kanunlaştıranlar.!!! Sözüm ona kime iyilik yaptılar.Demek ki Sayın Genel Kurmay Başkanım doğru söylemiş.”Herkes doğru olan yerde durmalı..”Peki ya durmayıp alakasız olarak Ankaradan milletvekili ,İzmirden,Adana illerinden miletvekilliği listelerine konulup parlementoya oturtulan bu teba hedefine ulaşmak için bunca acı çektirmeyi kendilerine görev edinmişlerin bu parlementoda hatta ve hatta siyasi güç sahibi olmalarına neden müsade edilir.

Erkek olmak için anadan erkek doğmağa gerek yok.Erkek olmak için tarihimizin ilk kadın başbakanı kadar herkesin erkek olması gerekir.Basiret gerekir. 1994 yılından itibaren teröre karşı en sert tedbirleri alan kişi olarak bu günleri yaşarken o günlerin bir hatıra olarak önümüze geldiğinde hatırlanmasında yarar görüyorum.
Fakat ne acıdır ki… 21.yüzyılın başlarında bulunduğumuz bu dönemde Terör siyasi demeç ve destek  vasıtaları ile “Kurşun adres sormaz “ misali veya “Besle Kargayı Oysun Gözünü” diyerek Şehirlerin Nüfüsü kadar yeşil kart dağıtarak,Para yardımı yapıyorum diye destek vererek….Bilmem ne okul hayatımda ne de geçirdiğim yıllarda duyduğum kaç çeşit milletin olduğu bir ülke olduğumuz şeklinde demeç vererek; Realiteden uzak Ülkeme ve Milletime küfür edilmesini onore edici bulanlara bir çift sözüm var.;Biz hep burdayız ya siz !!!! Ne yapalım gün gelicek devletin yapmadığını bu halk yapacak.Onlarda sokaklara çıkıp dişe diş ,taşa taş misali bu topraklarda yaşamak istemiyenleri sonsuza dek bu topraklara uğramayacak şekilde göndereceklerdir.Her kim bu konuda aman dikkat desede maalesef gidilşimiz öyle gibi gözüküyor.

Biz bu işi bilmiyoruz.Karşımızda olanları nasıl eğitip ehilleştireceğimizi bilmiyoruz.Bizi yönetebilecek olan insanları nasıl seçeceğimizi bilmiyoruz.Sonuç olarak bilmediğimizi Kabul etmiyoruz.Erdemli olamıyoruz.Son Otuz yılda her şey değişirken ülkemizde gündem konusu otuz yıl once neyse bu gün de aynı.Bu yüzden erdemli değiliz.Erdemli olmak bile erdemdir….

Saygılarımla ;
Hüseyin Hakkı Kahveci / GM

23/10/2008

ANTALYA NE TÜRKİYE NEDE BAŞKA BİR YERİN TURİZM BAŞKENTİ ....


Sonuç olarak 2000'li yıllarda otel konaklama fiyatlarında göz ardı edilmeyen 0-6 yaş çocuk ücretsiz, üstü ücretli bir fiyatlandırma her şey dahil sistemi ile maalesef ama maalesef geçirmiş olduğumuz süreç içerisinde 0-14 yaş ücretsiz çocuk olarak fiyatlandırma tablolarında yer almıştır. Bu gidişat zaten low cost yani düşük maliyet ve düşük kar marjının artık sistemsel olarak oturmuş olduğunun en bariz göstergelerinden birisidir.

Aslında bu örnekleri farklı şekillerde çoğaltmamız mümkündür.İnşaatı yeni bitmiş bir otelin amortismanını yani geriye dönüşünü ele alırsak turizmin gelişme tirendi takip ettiği dönemlerde 5 ila 8 sene arasında amortismanı söz konusu iken (Tabi bu amortisman hesabı teşvik ve turizm tahsisli olan işletmeler için) şu anda 15 sene gibi bir dönemde bir tesisin amortisman süresi yani maliyetini çıkartması söz konusu olmaktadır. Dolayısı ile bir çok otelin şehir merkezleri odaklı otelciliğe yönelmesi veya yıllarca sektöre öncülük etmiş iş adamlarının artık otellerini satarak veya kiraya vererek sektör değiştirmeye başlamış olmaları, artık Türkiye de Turizmin low cost olduğunun en açık göstergesidir.

Konuya farklı bir yaklaşım ile ele alırsak Tur Operatörü veya incoming acentelerin artık incoming yapan acentelerin yanına VIP turizmi diye dillendirilen daha pahalı otel konaklamaları ve hizmet standartlarına uygun 1. sınıf müşteriye hizmet veren seyahat acenteleri ve incoming firmaları kurmaları veya VIP servise adı altında hizmet veren özel araçlar ile ulaşım olanakları sağlar hale gelmesi 2000 li yıllardan itibaren artış trendinde olan sektörün daha kaliteli müşterilere yönelik olarak yapmış oldukları çalışmalar neticesinde çok az pax sağlasa bile yolcular ve tur paketleri için sınıflandırmaya gitmiş olmalarına sebebiyet vermiştir. Bu da kaliteli hizmet vererek kaliteli yolcu arayışının tur operatörü acenteler tarafından farklı bir turizm modeli gibi görüntüler verse de sonuç olarak low cost yani düşük maliyet üzerine gelişme seyreden sektördeki çıkmaz sokağı maalesef çıkar hale getirememiştir.Bunun haricinde daha kaliteli hizmet vererek sektöre hizmet etmeğe çalışan ve fiyat politikalarından taviz vermeden satışa devam eden iyi fiyatla satış yapan oteller elbette yok değil; tabi ki var fakat bunların odaklandığı bölge bu konsept içerisinde sadece kundu ve belek bölgelerinde olmakla beraber Antalyaya ait diğer destinasyonlarda bir elin beş parmağını geçmeyecek sayıda otel işletmesi bu konuda hizmet kalitesini değiştirmeden ve personel politikasından sapmadan yollarına devam etmektedirler.

Low cost döngüsünün kırılabilmesi için tek bir yol olabilir.Her ne kadar çok aykırı bir düşünce gibi olsada artık ege ve akdenizde bulunan otel işletme zincirlerinin içerisinde uluslar arası otel zincirlerinin olması bir zorunluluk olup olmazsa olmaz bir noktaya gelen eğitimsiz personel,sosyal güvenliksiz personel ve ucuz işgücü tanımlaması ile 3.sınıf olarak hijyenden uzak kullanılan yiyecek ,içecek vesayire gibi noktaları aşmamız gerekmektedir.Başka bir döngü ise çok açık ve net olarak ifade edilmesi gereken konu Kültür ve Turizm Bakanlığının acil olarak Otel yıldızlama standartlarının yeniden düzenlenmesi belgeli belgesiz tüm tesislerin kontrol edilerek açık ve net olarak uygunluğu sağlayamayan veya işletme açısından uygun olmayan tüm konaklama tesislerinin bu sektörle bağını kesmesi gerekliliği açık ve nettir.Aksi durumunda low cost döngüsün kırılması gittikçe zorlaşmakta rakiplerimiz Yünanistan ve İspanyanın Avrupa Birliği üyesi olmalarının sağladığı avantajlar ve sektörel avantajlarına karşı rekabet edilebilirlik olarak sadece düşük fiyat politikasından hareket eden sektör maalesef 15 Haziran 15 Eylül arasına sıkışmış bir sezon varlığı ile maalesef artık kur politikalarından dolayı ciddi olarak low cost olmaktan çıkamaz hale gelmiştir.

Ayrıca yine tarafımıza yıllarca yutturulan kış operasyonu,3 .yaş turizmi veya alış veriş ağarlıklı kış operasyonları artık sektörün maddi olarak taşıyabilecek olduğu boyutun dışına çıkmıştır.Geçmiş yıllarda yaşanmış olan büyük tur operatörü faciaları ve yine low cost turizme örnek olarak iç pazarda yapılan kış operasyonları açık ve net olarak infilak etmeye hazır bir saatli bombanın hızla zaman döngüsü içerisinde eğer bir şeyler yapamazsak artık Dünyada Low Cost destinasyon olarak anılmaya başlanmış olmak yerine low cost tatil ülkesi Türkiye diye anılmaya başlanmak korkusunu beraberinde getirmektedir.Maalesef turizme yönelik olarak çalışan destinasyonlarımız artık low cost tur.Eğitimsiz ve kalifiye olmayan sezonluk personel yapılanması ile kaliteli hizmet veremediğiniz zaman terimler acı olan bir gerçeği sizlere aktarır.

Bu arada kırılamayan düşük fiyat döngüsü tabi olarak beraberinde kriz dalgasını getirecek olduğu açık ve nettir.Kriz dalgasının ayak sesleri etrafımızda bulunan ülkelerin turizmde yapmaya başlamış olduğu yatırımlar ile beraber kendisini hissettirmektedir.Rusya'nın Yalta ve Soçi'de yapmaya başlamış oldukları mali boyutu yüksek turizm yatırımları,Hollanda senatosu tarafından çıkarılan ek havaalanı vergisi aynı şekilde Bulgaristan ve Romanya tarafından hızla yapılan turizm yatırımları, ayrıca Akdeniz çanağında Ürdün, Mısır, Fas, Libya ve Tunus tarafından bir devlet politikası haline gelmiş olan turizm sektörü ülkemizdeki turizm pastasını düşük fiyat endeksi ile çok kişinin gelip tatil yapması üzerine kurmuş olan değerli turizm sektör temsilcilerinin maalesef yapmış oldukları yanlış planlamalar turizmin bu halde olmasının en büyük sebebidir.Ayrıca dünyada oluşan ekonomik durgunluk artık tatilin olmazsa olmaz bir şey olmadığını buna en yakın örneğin ise Almanya tarafından son 3 yıldır dillendirilen kendi ülkenizde tatil yapın reklamları ölçüsünde insanların artık yurtdışı yerine üye oldukları topluluk içerisinde hareket eden insanlar topluluğu oluşturma çalışmaları,Pazar olarak baktığımız ülkelerde ki ekonomik durgunluk buna bir örnek teşkil etmektedir.Yine 2007 yılında Dünya genelinde paket turlarda oluşan daralma ve azalma ekonomik kriz ile beraber büyük bir sektörel krizin ayak seslerini getirmektedir.

Türkiye de bu konuda şu sıralarda turizmde aldığı payı artıran ,fiyat döngüsü ve konsepti ile sektörün sağlam olarak ayakta durduğu istisna şehirler İstanbul, Ankara, İzmir gibi; İstanbul Finans, Avrupa ve Asya ya köprü, sanayi ve tarih gibi faktörleri birazda son 20 yılda çıkartmış olduğu parti genel başkanları ve başbakanlar sayesinde 1980 den sonra adım adım Türkiye'nin siyasi olmasa bile tüm dallarda açık ara başkenti olmuştur.Son olarak T.B.B.M de kabul edilen yasa tasarısı ile Avrupa Kültür Başkenti İstanbul yasası neticesinde Türkiye nin Turizm başkenti olduğunu verilen siyasi ve politik destek ile kanunlaştırmış bir şehir olmuştur.Önümüzde ki günlerde büyük bir olasılık ile Merkez Bankası başkanlığı kanunlaşacak ve artık kanun ile ülkemizin para başkenti de İstanbul olacaktır.Bu yüz yıldır hayali kurulan bir senaryonun ürünüdür.Ve yavaş yavaş olmaya başlamaktadır.

Örnek olarak TÜRSAB (Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği) merkezi Ankara iken maalesef yeni çıkarılan Türsab yasası ile o da İstanbul'a kanunla taşınmıştır. Son günlerde siyasiler tarafından verilen beyanlar ile "İstanbul da yaşamanın bir faturası olduğu,bunun için vize uygulamasının uygun olacağı" gibi beyanlar açık ve net olarak dillendirilmektedir. Maalesef ama sonuç acı da olsa bu böyledir. Burada kuşkusuz en büyük yanlış siyasi yönetimlerin tüm yatırımların o bölgeye yapılmasına müsaade edilmesidir.Unutulmasın ki aynı hata Osmanlı yönetimi tarafından yapılmıştı.Gariban Anadolu insanı sadece savaşta asker olarak akıllarına gelirdi.Sonuçları çok ağır olan 160 senelik bir dönemde artık İstanbul'u koruyacak kimsenin kalmadığı Anadoludan asker dahi alamaz hale gelen bir İstanbul Çanakkale geçilemediği halde İşgale uğramıştı .Fakat bizler bu sonuçları seçimlerde bile aklımıza getirmeyen bir millet olduğumuz için sonuçta hüsran olsa da şakşakçılık yapmaya devam etmekteyiz. Birileri de sonucu bilgisayar programları ile belli olan sonuçları halen başarı gibi ne yaptığını bilmeyen insanların acaba hangi projelere oyları ile destek verdiklerini bilmemektedirler.Önümüzde ki yıllarda Devlet erkanı için hazırlanmakta olan köşk ve çalışma ofisleri İstanbul da bir bir revizyona sokulmaktadır.Yani artık uluslar arası ilişkiler ve bakanlık çalışma ofisleri İstanbul da bir bir hazırlanmaktadır. Evet Anadolu'nun zenginliği ile beslenen sermaye kontları ve meclise girene kadar halkın meclise girdikten sonra sermayeye hizmet eden Osmanlı mebusları gibi acaba o günlerden bu günlere neler değişti de Çok partili hayat bize fazla geldi.İşte bunun getiri ve götürülerini önümüzde ki günlerde hep beraber seyredip göreceğiz.

Kalın sağlıcakla,

Kategorilerim

    Kategori yok

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı Kahveci Hüseyin'in Facebook profili
<